15 Kasım 2008 Cumartesi

Osmancık Böreği

Bu böreğe bu ismi bizim yöreye (Çorum-Osmancık) ait olduğu için verdim. Evde biz ona sadece "börek" diyoruz :))) Hatta "börek" denilince aklımıza ilk ve tek olarak o geliyor :) Evde bu böreği sevmeyen veya hayır diyenimiz yoktur ;)

Osmancık böreğinin klasik böreklerden farkı bakır tepsi içinde ocağın üzerinde her üç yufkada bir üst alta gelecek şekilde çevirilerek ve sürekli aynı noktası pişmesin diye ocağın üzerinde tepsiyi sürekli kendi etrafında çevirerek pişiriyoruz. Çocukluğumdan bu yana annem yufka açıcı bense pişirici olmuşumdur :)).


Böreğin malzemeleri hamuru için; su, un, tuz. İç harcı içinse tercihinize göre ıspanak (biz içine yumurtada koyuyoruz), peynir, kıyma olabilir. Bunda son katta çökelek var, diğerleri ıspanaklı.

Osmancık böreğinin yapımını sizin için aşama aşama fotograflandırmaya çalıştım. Tabii bir yandan böreği pişirirken bir yandan fotograf çekmek veya eşimden bu konuda yardım istemek hiç kolay olmadı :)). Ve ilk aşamayı, yani annemin yufkaları açışınının fotografını çekmeyi unuttum :(. İlk olarak yufkalarımızı açıyoruz (iki kişi iseniz biriniz açarken diğeriniz aynı anada pişirebilirsiniz)

Daha sonra tepsimizi (sıcağı iyi tuttuğu için en güzel bakır tepside oluyor) ocağın üzerine koyuyoruz. Ocaklardan hepsini açmak zorunda değilsiniz. Çevirerek pişireceğimiz için bir yada iki ocağın altını açmamız yeterli oluyor. Tepsiye yerleştirdiğimiz yufkaların arasına iç harcımızı koyuyoruz.
3 yufkayı aralarına iç harç koyarak üst üste yerleştiriyoruz. Bir yandanda tepsiyi saat yönünde veya aksi yönde ara ara altı yanmayacak şekilde çevirmeye devam ediyoruz. 3. yufkayı yerleştirdikten sonra alt-üst çevireceğimiz için üzerine iç harç koymuyoruz ve sıvıyağ gezdiriyoruz.
3. yufkamızı yağladıktan sonra bizim "kesküç" dediğimiz yufka ekmekleri çevirmek için kullandığımız oklava uzunluğunda yassı bir tahtayı böreğin altına sokuyoruz.
Ve böreği kaldırıp çiğ tarafı alta gelecek şekilde alt-üst çeviriyoruz.
Böreğimizin pişmiş tarafı üste geliyor.
Daha sonra bir sonraki katımızın ilk yufkasını bunun üzerine seriyoruz ve arasına iç harçtan koyarak 3 yeni yufkayıda aynı şekilde yerleştiriyoruz. Bir yandan da ocağın üstündeki tepsiyi çevirerek böreği pişiriyoruz.
Az önce çevirdiğimiz çiğ taraf pişince böreğin altını üste çevirme işlemlerini tekrarlıyoruz. Bu işlemi yufkalarımız bitene kadar tekrarlıyoruz.
İlk birkaç kattan sonra börek kalınlaştığı için çevirme işlemi biraz zorlaşsa da katlar çoğaldıkca pişme işlemi daha güzel oluyor.
3 yufkada bir börek alt-üst çevrildiği için böreğin sadece altı ve üstü değil arak katlarıda kızarmış oluyor. Bu da lezzetini artırıyor :)
Afiyet olsun!

5 Kasım 2008 Çarşamba

İzmir Köfte


Bloglar kapandı... Bloglar açıldı derken uzuuun bir süredir baklavalarım karşılıyordu blogumun vefalı ziyaretcilerini. Bir yandan da yaptığım tarifler birikiyordu elimde. Bu akşam işten gelince "hadi Nurten geç blogunun başına" dedim kendi kendime ve uzun süre önce yaptığım, tadı damağımızda kalan İzmir Köfteyi sizlerle paylaşmaya karar verdim :)

Aslında hepimizin kendine ait klasikleştirdiği bir köfte tarifi vardır. Hatta ölçü bile kullanmadan yaparız annelerimiz gibi :) Ben de bu tarifimi kullandım köfteler için. Bu yüzden size ölçüler olmadan sadece malzemeleri yazabileceğim.

Malzemeler;

Köftelik kıyma
Soğan
Sarımsak
Bayat ekmek içi
Yumurta
Tuz, karabiber, kimyon
Maydanoz

Patates, domates, salça, sıvıyağ, tuz, karabiber

Tüm köfte malzemelerimi rendelenmiş soğan, sarımsak, bayat ekmek içi ve ince ince doğranmış maydanoz ile iyice yoğurdum. Ve köfte şekillerini verdim. Diğer taraftan patatesleri soydum ve dilimledim.

İzmir köfte genelde kızartıldıktan sonra tepsiye alınıp fırınlanıyor ama ben daha hafif olması için yağlanmış tepsime önce patateslerimi, onların üzerine de köfteleri dizdim ve önceden ısıtılmış fırına verdim. Üzeri kızarınca köfteleri ters çevirdim ve tekrar fırına verdim. Köfteler ve patateslerin üzeri kızarınca salça, tuz, sıvıyağ ve sıcak suyu karıştırarak hazırladığım salçalı suyu köfte ve patateslerin üzerini çok geçmeyecek şekilde üzerine döktüm ve dilimlediğim domatesleride en üste dizdim. Tekrar fırına verdim ve pişirdim. Kızartılarak yapılan İzmir Köfteye göre çok çok daha hafif oldu.

Afiyet olsun!

15 Ekim 2008 Çarşamba

Baklava

Son haftalarda bu yıl ki öğrencilerimin kayıtları, seviye tespit sınavları ve grupların oluşturulmasıyla meşguldüm veee sonunda bugün ilk dersimizi yaptık :))). Benim içinde heyecan dolu bir gündü :)). Öğrencilerim merak ve heyecanla karışık bakışlarıyla birşeyler öğrenmek için karşımdaydılar. Güzel bir başlangıç yaptık ve inşallah güzel bir yıl geçiririz birlikte :).

Bu leziz baklavalarımıza gelince annemle birlikte yaptığımız bayram baklavalarımızdı. Klasiğin dışında olsun itedik ve baklavalarımızı bizi biraz uğraştırsada farklı şekillerde yaptık. Bir bölüme gül şekli verdik, kalanınıda kırışık baklava yaptık :).
Her iki şeklinde hamuru ve iç harcını aynı yaptık. Aşağıda verdiğim ölçüler bir tepsi için ama biz bunun çok çok fazlasını yaptık. Annemler ailede büyük olunca bizde Ramazan bayramları için bol miktarda baklava yapılır. Hatta annemle işin ucunu kaçırırız genelde :))). Ben payıma düşen bir tepsiyi bayramda tükettim, kalanınıda derin dondurucuda beklemeye aldım :). Bekledikleri bazı misafirlerim var ;) Vakti zamanı gelince şerbetlenip yenmeyi bekliyorlar.
Malzemeler;
Hamuru için;
2 çay kaşığı sirke
3 çay kaşığı kabartma tozu
3 çay kaşığı tuz
3 tatlı kaşığı şeker
1 yumurta
1 çay bardağı süt
1 çay bardağı yogurt
85 gr eritilmiş ve ılıtılmış tereyağı veya margarin
Aldığı kadar un
Ve yufkaları açmak için nişasta
Nişasta dışındaki tüm malzemeleri karıştırarak hamurumuzu elde ediyoruz. Cevizden biraz büyük bazalar hazırlayıp yufkaları nişasta kullanarak açıyoruz.
İç harcı için;
Dövülmüş fındık veya ceviz
Ve biraz şeker
Biz baklavaların bir bölümünü cevizli, bir bölümünü fındıklı yaptık. Bunları baklavanın içine koymadan önce içine şeker karıştırdık.
Şerbet;
4 su bardağı şeker
3 su bardağı su
Birkaç damla limon
Su ve şekeri kaynatıyoruz. Ocaktan almadan önce birkaç damla limon suyu ekleyip birkaç dakika daha kaynatıyoruz.



















Kırışık baklavaya ne isim bulsam diye epey düşündüm ama işin içinde çıkamadım :))))). Kırışıklık yufka oklavaya sarılı iken kenarlarından ortaya doğru sıkıştırılarak yapılıyor. Bu baklava şekli bizim yörede yaygın olarak yapılır. Genelde yufka oklavaya sarılmadan önce iç harcı koyup kırışıklık yapılıyor ama bu kez annemle daha farklı bir yöntem denedik. Diğerinde baklavaların içinde oklavadan kaynaklanan bir boşluk oluyordu. Bu şekilde ise yufkayı boş iken kırıştıyoruz ve bir bezin üzerine açıyoruz. Daha sonra uzun kenarına iç harcımızı koyup kezin kenarını hafifce kaldırarak rulo şeklini veriyoruz. Daha sonrada bu ruloları aynı büyüklükte olacak şekilde kesip tepsiye diziyoruz.
Gül baklavalarımız yapmak biraz oyalasada yapımı oldukca kolay oldu. Yufkalarımızı belirli genişlikte kesiyoruz. en uc tarafına iç harcımızdan koyuyoruz ve yufkanın iki kenarını yukarıda tutarak gülümüzü sarıyoruz. Ve son olarakta yaptığımız gülleri tepsiye diziyoruz.
Tepsiye dizdiğimiz baklavaları fırınlamadan önce üzerine ertilmiş kızgın tereyağı ve margarin döküyoruz. Maalesef yağın ölçüsünü veremiyorum, çünkü işin bu bölümü annemin el ölçüsündeydi :)). Benim mutfak tartılarında yaptığım birşeyi annem el ölçüsüyle benden daha güzel tutturuyor :)))). Yağlanmış baklavalarımızı üzeri kızarana kadar pişiriyoruz. Şerbet sıcak, baklava soğukken şerbeti ekleyip üzerini kapatarak şerbetini çekmesini bekliyoruz.
Afiyet olsun!

4 Ekim 2008 Cumartesi

Son İftar Sofram ve Misket Köfte Çorbası

Biraz geç oldu ama tüm ziyaretcilerimin geçmiş bayramlarını kutlayarak başlamak istiyorum. Bol ziyaretli, bol tatlılı ve bol şekerli bir bayram geçirdim. Tatlı bir yorgunluk bıraktı ardında. Peşinden geldiği Ramazan gibi tadını damağımızda bırakarak geldi... geçti...

Aslında bayramın hemen sonrasınde ilk ekleyeceğim tarfi bayram baklavamız olmalıydı ama tembel bir blog sahibi olarak bayram sonrasında hala iftar sofralarımdan tarifler eklemeye devam ediyorum :)). Hatta bunlardan sonra ramazana ait bir çorbam daha var sizinle paylaşmak istediğim. İnşallah onuda en kısa zamanda eklerim ;).

Ramazanın son cuma akşamı çok sevdiğim arkadaşlarım eşleriyle birlikte misafirimdi. Aslında biz kızlar kendi aramızda her ay toplanıyoruz ama eşlerimiz dahil olmuyordu. Bu kez buluşmamız iftarda olunca onlarıda dahil ettik buluşmamıza. Bol çocuklu, bol neşeli, bol sohbetli bir akşam geçirdik :). Her zaman ki gibi tadı damağımızda kalan saatler geçirdik :).
Bu çorbada daha önce yediğim ve bunu denemeliyim dediğim leziz tariflerden birisiydi :). İsmi konusunda biraz tereddütte kaldım ama sanırım en uygun isim bul oldu :)). Bulanık fotagrafının aksine aldukca güzeldi :)). Eeee iftar öncesi acele ile fotograf çekilince böyle pürüzler olabiliyor. Fotograf için affınıza sığınarak tarifi eklemek istiyorum :).

Köfteyi aynen daha önce sulu köftede hazırladığım gibi hazırladım. Ama bu kez köfteleri misket kadar yaptım. İşin bu bölümü için epey vakte ihtiyacınız oluyor :)))) Özellikle benim kadar eliniz ağırsa süre konusunu iyi hesaplamanızı tavsiye ederim :)))))))). Yaptığım misket köfteleri unlu kaba alıp una buladım.

Çorbanın terbiyesini ise 1 su bardağı yoğurt, 1 yumurta ve iki kaşık unla hazırladım. Yoğurdu, unu ve yumurtayı güzelce çırptım ve yavaş yavaş su ekledim. Tuzunuda ekledikten sonra kaynayana kadar karıştırdım ve kaynamaya başladıktan sonra köfteleri attım içine. Köfteler pişine kadar kaynattım ve servis yapmadan önce üzerine yağ ve pul biber kızdırdım.

Menümüzün devamında; kızartma, zeytinyağlı pırasa, fırın tavuk, pilav, nohut ve gül tatlısı vardı. Bu sene nerdeyse her iftar sofrasına kızartma yaptım :). Son bir yıldır kızartmadan uzak durmaya çalışıyordum, ramazanda acısı çıkarıp yıllık kızartma eksiğimi tamamladım :)))).


Afiyet olsun!

24 Eylül 2008 Çarşamba

Muhallebili Kadayıf


Geçte olsa iftar tariflerimi paylaşmaya devam ediyorum ama tarifime geçmeden önce blogumdan ayrı kaldığım zamanlarada nelerle meşgul olduğumdan bahsetmek istiyorum biraz ;).

Geçen hafta sonu seminerlerimiz vardı. Yogun ama bir o kadar da verimli geçti hafta sonum. Mesleğimle ilgili gerçekten faydalı bilgiler edindim. Vee bende örnek bir ders anlattım seminerde :))). Görev bana verildiğinde hangi konuyu anlatacağımın düşüncesi sardı beni. Karşımdaki 100 ün üzerindeki İngilizce hocasına başlangıç seviyesindeki bir dersi anlatmak beni çok endişelendirdi. Ama hazırlıkların sonunda ortaya oldukca eğlenceli bir ders çıktı :))). Ben çok eğlendim ve ders sonundaki tepkilerden arkadaşlarında çok eğlendikleri belliydi :))).

Bu eğlenceli olayın üzerine süper bir tatlı gider :). Bu tarifi Portakal Ağacından aldım. Hem misafirlerimden hem de benden tam not aldı. Daha önce yemiştim muhallebili kadayftan ama yapmayı hiç denememiştim. Aslında uygulaması kolay bir tarif. Ben genelde şerbetli tatlıları tuturamamaktan çok endişelerim ama bu tarifi aynen uygularsanız sonuç çok güzel oluyor.

Malzemeler:

Yarım kg kadayıf
125g tereyağı+125g margarin ( ben 250 gr teremyağ kullandım)


1 lt süt
5 yemek kaşığı pirinç unu
2 yemek kaşığı toz şeker
Şerbet:
4 su bardağı toz şeker
3,5 su bardağı su
Birkaç damla limon

İlk önce teremyağı erittim ve ılımasını bekledim. Bu arada sütü, pirinç ununu ve şekeri iyice karıştırarak pişirdim. Muhallebiyi ara ara karıştırarak soğuturken, bir yandan da ılımış yağ ile kadayıfı tel tel ayırarak karıştırdım. Yağladığım tepsiye kadayıfın yarısını yaydım ve elimle sıkıştırdım. Sonra araya muhallebiyi döktüm ve kalan kadayıfıda muhallebinin üzerine yaydım ve sıkıştırdım. 180 derece fırında üzeri iyice kızarana kadar pişirdim.

Bir yandan da şerbet için su ve şekeri kaynattım. Daha sonra bir kaç damla limonu ekleyim birkaç dakika daha kaynattım ve ılımaya bıraktım.

Kadayıfı fırından çıkarınca sıcakken ılık şerbeti ekledim ve şerbeti güzelce çekmesi için üzerini kapattım. Soğuduğunda servise hazırdı :)

Afiyet olsun!

15 Eylül 2008 Pazartesi

Sulu Köfte ve Güllaç - İftar davetleri devam ediyor ;)


Ramazan boyunca eski birikmiş tariflerimi değilde iftar için yaptıklarımı paylaşmaya kararlıyım :)). Cuma akşamıda misafirlerim vardı. O gün öğleye kadar işte olduğum için iftara hazırlanmak için çok fazla vaktim yoktu. Hem hazırlaması vakit almayan hem de lezzetli birşeyler hazırlamak istedim.
Menümüz; tarhana çorbası, sulu köfte, pilav, salata, kızartma ve güllaçtı. Ben sizlerle sulu köftemi ve güllacımı paylaşmak istiyorum.

Güllacı ilk kez yaptım ve hazırlamak tahmin ettiğimden çok çok daha kolaymış ve kısa sürede hazır oluyormuş :)). Tam benlikti anlayacağınız ;).

12 adet güllaç için 2,5 litre süt ve 2,5 su bardağı şeker kullandım. Arasına da dövülmüş fındık kullandım. Sütü şekerle birlikte kaynayana kadar ısıttım. Derince bir kaba aldım. Güllaç yapraklarını şekerli süte batırarak tepsiye yerleştirmeye başladım. Güllaç yapraklarının yarısını kullandıktan sonra araya fındıkları koydum ve aynı şekilde kalan güllaç yapraklarınıda fındıkların üzerine yerleştirdim. Kalan sütüde üzerine döktüm ve üzerini dövülmüş antep fıstığı ve franbuaz ile süsledim.

Sulu köftenin tarifine gelince;

Malzemeler

Yarım kilo kıyma
1 adet orta boy soğan
Yarım kahve fincanı kadar pirinç
2-3 adet havuç
6-7 adet patates
Kimyon
Karabiber
Tuz
Un
Salça
İşe köftenin harcını hazırlamakla başladım. Soğanı rendeledim. Kıymayı, rendelenmiş soğanı, yıykanmış pirinci, kimyonu, karabiberi ve tuzu birlikte güzelce yoğurdum. Ve fındıktan büyük, cevizden küçük parçalar alıp yuvarladım ve içine un koyduğum bir tepsiye aldım. Yaptığım köfteleri una buladım.

Daha sonra havuçları yarım ay şeklinde doğradım ve tencereye koyup rengi değişene kadar kavurdum ve salçayı ekledim. Daha sonra doğradığım patatesleride ekledim ve birazda birlikte karıştırdım. Suyu ekledim ve kaynamaya başlayıncada köfteleri ekledim. Tuz da ekleyip kısık ateşte pişirdim.

Afiyet olsun!

8 Eylül 2008 Pazartesi

Yayla Çorbası - İftar Bereketi Etkinliği 2

Onbir ayın sultanı geldi, geçiyor bile... Çocukluğumdan bu yana Ramazanlar hep özel olmuştur benim için, en çokta iftar davetlerini sevmişimdir. Ramazanın kışa geldiği yıllarda iftar davetleri eskisi kadar olamıyordu ama Ramazan yaza döndükce iftarlarımızda hareketlenmeye başladı. İzin günlerimi misafirlerime ayırmaya karar verdim. İlk iftarımızı yaptık ve Ramazan boyunca tüm izin günlerim içinde planlarımı yaptım bile :))).

Cumartesi akşamı 20 misafirim vardı. Çok güzel bir akşam geçirdik. Menümüz; yayla çorbası, etli kuru fasulye, pilav, fırın tavuk, domates soslu patlıcan-kabak- biber kızartması, salata ve hurma tatlısı. Aslında niyetim iftar soframızı sizinle paylaşmaktı ama iftar telaşından ancak çorbamızın fotografını çekebildik. İyi ki de çekmişiz çünkü misafirlerim tarafından çok beğenildi çorbam :))).

Bu güzel çorbayla “İFTAR BEREKETİ ETKİNLİĞİ 2” yede katılmak istedim. Ev sahibemiz sevgili Selma. Bu güzel etkinliğe ev sahibesi olduğu için teşekkürler... :)

Tarifimize gelince... Her ne kadar yayla çorbası çok bilinen bir tarif olsada püf noktalarını kaçırmamak adına tarifi Sofra dergisinin eylül sayısından uyguladım :)

Malzemeler - bu ölçüler 6 kişilik, ben 20 kişilik yaptım :) ;

Yarım su bardağı pirinç
7 su bardağı su (aslında 3 su bardağı et veya tavuk suyu, 4 su bardağı su idi ama ben pratik olsun diye 1 adet et bulyon kullandım)
1 su bardağı yogurt
1 yumurta
1 tatlı kaşığı tepeleme un
Ve tuz

Su ve pirinç dışındaki tüm malzemeleri birlikte çırptım. Daha sonra bulyonu bir bardak suda erittim ve kalan suyu ve diğer malzemeleri karıştırıp ocağa aldım. Çırpıcı ile karıştırarak kaynayana kadar karıştırdım. Daha sonra yıykadığım pirinçleri ilave ettim ve pişirdim. Servis yapmadan öncede tereyağını erittim, kırmızı biber ekleyip çorbanın üzerine gezdirdim. Nane ile servis yaptım.

Afiyet olsun!

 
MySpace Backgrounds